22 Aralık 2009 Salı

davranış her şeydir...

Bir varmış bir yokmuş, kadın sabah kalkmış, aynaya bakmış ve kafasında yalnız üç kıl saç görmüş.

"Hımm, demiş galiba bugün saçımı örgü yapacağım!!." Öyle de yapmış, günü de harika geçmiş!!.

Ertesi gün kalkmış,aynaya bakmış,kafasında
iki tel saç kalmışmış.... "Bugün saçımı ikiye ayıracağım demiş." Dediğini de yapmış, harika bir gün geçirmiş..

Bir ertesi gene kalkmış, aynaya bakmış, kafasında tek tel saç var. "Tamam, tamam demiş...artık bugün at kuyruğu yaparım..." Öyle de yapmış, ve çok çok güzel bir gün geçirmiş...

Daha bir ertesi,
aynaya baktığı
nda,kafasında bir tek tel bile kalmamış!!!. "WoW!" diye bağırmış, bugün saç derdim yok!!!!"

Davranış herşeydir!!!.

Gerektiğinden kibar ol!!!,
Tanıdığın herkes kendi savaşını yaşamakta zaten!!!!. Basit yaşa, cömertçe sev, yürekten düşün sevdiklerini, tatlı konuş.......

Hayat, fırtınanın geçmesini beklemek değildir ki!...
Yağmurda dansetmeyi becerebilmektir!!!!!!.

pırıl, pırıl...

Dün akşam anneanneden aldım arabaya bindik, pürtelaş çanta karıştırıyor. Küçük bir hediye paketi uzattı. Sana bi hediye aldım,pırıl pırıl olacaksın:) Babam çok şaşıracak ama O'na göre bir şey bulamadım dedi.


Taktım parmağıma tam oldu. Arabanın karanlığında O'nun gözleri taşlardan daha çok parlıyor. Ben ağlamaklı.


Nasıl aldın paran var mıydı, parmağımı ölçüsünü nerden bildin dedim. Parayı Can'dan borç almış, beğenmiş, paket yapar mısınız lütfen demiş. Bu kadar basitmiş. Yarın bana 10 TL vermen lazım, Can'a borcumu ödemeliyim, biraz da üstüne para versen iyi olur aslında kermes yarın da devam edecek dedi. Bir kaç şey daha var beğendiğim.

Artık pırıl pırıl parlıyorum anlayacağınız, biraz da şaşkın. Ne zaman büyüdü bu çocuk. Daha neler bekliyor bizleri.

21 Aralık 2009 Pazartesi

seneye ne yapıcaz??

Bu hafta sonu epey telaşlı geçti. Zaten son iki haftadır hazırlandığımız sunumlar ile oldukça yoğun olan çalışma tempoma iki ara bir dere Derin Bey'in doğum günü organizasyonunu sıkıştırdık.Collesium'un dinlenme bölümündeki buhar odası ve hamam hayallerimi süslüyor.


Sanırım 15 çocuk vardı. Bu seneki organizasyon için alt katımızdaki yönetim odası için izin almış olmamız büyük bir şans oldu. 14.00 gibi başlayan partimizin son misafirlerini 23.00 gibi uğurladık. Derin Bey dün sabah halinden pek memnundu. Umarım diğer çocuklarımızda keyif almıştır.

Cuma okuldan dönünce elinde Mr Muscle yardımımıza koştu cüce'cim. Ardından partide çalacağı müzikleri ayarladı. Hangi oyuncakların aşağı ineceği konusunda fikrini söyledi.

Pasta konusunda tüm ısrarlarıma rağmen şekilli pasta istemediğini tarifini Dr. Oetker'den aldığımız!( reklam filminden bahsediyor) çilekli pasta dışında hiç bir pastayı kabul etmeyeceğini belirtti. Çileklerin üzerindeki suratların reklam çekimi için yapılmış özel bilgisıyar efekti olduğunu bildiğini o konuda ısrarcı olmadığını da ilave etti. Spordan dönünce dolaptaki pastaya bakıp "dünyanın en iyi annesi "ünvanını kazandım. İsteyince nasıl kibar oluyor anlatamam.

İşte bir kaç kare ile doğum günü partimiz:













Bütün bunlardan sonra bu sabah kapıdan çıkarken yaptığımız konuşma şöyle:

"Anne seneye ne yapacağız doğum günümde?

" Derin'cim daha yeni bitti bu seneki parti, seneye tekrar düşünürüz."

" Yok bence şimdiden planlayalım sonra son dakika telaş yaşamak istemiyorum"

!!!!







14 Aralık 2009 Pazartesi

değişmeyen ifade...







İşte her yıla bir resim. Görüldüğü üzere surat hep aynı muzur surat. Artık daha sert bakıyor ama.

işte tanışma hikayemiz...



2002 yılında sabah 05.35'de tanıştık kendisiyle. işte ilk fotoğraf.





O kadar uzun beklemiştik ki kendisini, en son tehdit ederek getirttik. Hala rahatına düşkün minik cüce. Dün gece saat 02.00'de tekrar yaşadım aynı duyguları. Yoğun kar yağışları nedeniyle ha doğdu ha doğacak eve gidemeyip 15 gün komün hayat yaşamıştık. Artık yarına kadar bekler, son suni sancıyı da dener olmazsa öğlen sezeryanla alırız demişti doktorum. Sabah yedide hastanede olacaktık. Gidip saçıma fön çektirdim, Mamaza'da cheescake sosu yaptım ve son çocuksuz akşamımızı evde geçirelim diye eve gittik sevgilimle. Bloodymary'lerimizi yapıp, duygusal bir film izledik. Ara ara regl ağrısı gibi bir sancı geliyor ama çok
da önemli değil, zaten sabah hastaneye gideceğiz. Bu arada gelen sancı sıklığını Bahadır not alıyor. Saat 01.00'i geçince tüm hazırlıklarımız tamam yattık. Ama daha bir kaç dakika olmadan tuvalete gitmem gerekti . Hafif kanama başlamış. Hastaneyi aradık. Arzu'yu aradık, yola çıktık. Net olarak hastaneye kadar böyle giderse epidural ile çok da korkunç olmaz bu iş diyorum kendi kendime. Yoldan Arzu'yu da aldık. Hep söylerim kendisi göz makyajına kadar full dergiden çıkmış gibiydi. Hastaneye vardığımızda saat 02.30 'a geliyordu. Genç bir doktor nöbetçiydi. Muayene ettiğinde suratında öyle bir ifade vardı ki daha önce doğuma girdiniz di mi diye sormuştuk. Doğum başlamış çocuk doğdu doğacak. Epidural zamanı geçmiş. Ben gayet sakinim ama Moşe yetişir zaten diyordum. Nasıl rahat rahat konuşuyorum, hiç susmuyorum. Bahadır tüm doğum boyunca yanımdaydı. Sesi ciddi gür çıkıyordu bücürün. İlk söylediğim "aaa karnım indi" oldu. Bir de saçları vardı ki off yani. Burcu çok üzülmüştü kel değil diye. Ama o saçlar hala uzayınca süperler. Doğumdan çıktığımda ertesi gün spora gidecek gibi hissediyordum. Çok ama çok rahat bir doğumdu. Oysa nasıl kararsızdım sezeryan ve normal doğum arasında. Sevdiğim herkese öyle doğum diledim. İlk bir kaç saat çok hızlı geçti. Sabahın o saatinde Cadı Elif'i arayıp haber vermiştik. Nasıl bir heyecan, hastaneye gelen giden dost, arkadaş... Sonra eve gidince anladık artık 3 kişi olmuştuk. Aynı surat ifadesi, aynı hareketlilik, aynı küçük burun, aynı tombiş yanaklar ve aynı gülüş ile 7 yıldır birlikteyiz. Gülüşün hiç solmasın küçük kuzum, iyi ki varsın. Seni çooooooooooooook seviyorum.


11 Kasım 2009 Çarşamba

yaşayarak öğreniyorum!



Akşam biraz rahatlamak adına yüzmeye gittik. Fakat Collesium'dan içeri girdiğimizde Derin oyun odasına yeni koydukları nintendo wii'yi hatırladı. Son hız koşarken "sen eşyalarımı al ben bir bakıp geleceğim anne" sözleri koridorda yankılanıyordu. Geçen geldiğimizde pili yoktu diye oynayamamıştı ve aklına fena takılmıştı. Yukarı çıkarken tekrar sordum biraz oynayıp geliyorum dedi.
40 dk sonra ben bitirmek üzereyken baktım saat 20.20 ve Derin'den ses seda yok. Oyun odasını aradık, taklıyormuş! Neyse duş vs sonunda arabadayız. Arabadaki sohbet aynen şöyle:


Derin'in ilk sorusu - "eve de nintendo alalım mı?"

- "Hayır ve aslında nedeni de çok basit: bak takılıp kalıyorsun, spor yapacağım diye geldin, oyun oynadın."

- "Ama bu benim ilk nintendo oynayışım düşünebiliyor musun anne, çok heyecanlıydım."
- "Hem bu da
bir spor, bazıları sadece böyle spor yapıyor biliyor musun sen?"
- " Evet de gerçekten spor yapabileceğin bir ortamda bilgisayar oyunları ve tv'ye bu kadar takıl
ıp kalman doğru değil ki Derin'cim. Ayrıca, sen bana birazdan geleceğim dedin ve yukarı çıkıp haber filan da vermedin. Yüzerken aklım sende kaldı, merak ettim. Gelip haber versen daha doğru olmaz mıydı sence de? " Böyle durumlarda benim haklı olduğumu düşünüyorsa susup hiç cevap vermiyor bu da beni daha çok delirtiyor. Öyle boşa konuşuyormuşum gibi hissettiriyor. Kafa cama doğru dönüyor ve kalıyor.

- " Ne oldu yine iletişimi kestin" dedikten sonra bir kaç cümle daha kurdum sanırım.

-"İletişimi kesmiştik anne!"
- " Peki keselim o zaman iletişimi bakalım, bakalım nasıl olacak Derin Bey!"

Aradan 3 dk geçtikten sonra:
- "Anne ben dersimi aldım, artık iletişime geçelim mi? " - " Anneeee, bir şey söylüyorum"

- " Ders almanın ne olduğunu biliyorsun di mi? Bir daha yapmamak için çaba sarfetmen gerek hatalı olduğun bir konuda özür dilemek kötü bir şey değil Derin!" - " Ama anne bu benim hayatım ve ben de yaşayarak öğreniyorum!"

-
"Bak mesela hiç kavgayı sevmediğimi sana bir örnekle anlatayım mı anne? Mesela bugün Can ve Sarp kavga ediyordu, ben onları ayırmaya çalıştım ve de Baha'ya da bana yardım etmesini rica ettim. Bu yeterince açık bir örnek değil mi ?"

!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!Hepimiz yaşayarak öğreniyoruz o kesin de nerden buluyor bu çocuk bu cümleleleri onu anlamıyorum.

10 Kasım 2009 Salı

Atatürk'ü anmak...


Bu sabah okula gelirken yanımıza Atatürk resmi almayı unutmuşuz. Neyseki 29 Ekim için aldığımız üzerinde Atatürk resmi olan bayraklarımız çantadaydı. Birini güzelce kenarlarından kesip yakaya iğnelenecek hale getirdik yol boyunca. Özenle defterinin arasına koydu Derin. Ödevim kırışabilir ama Atatürk'ün resmi asla! diye de bir cümle kurdu.

09.05'de sirenler çalarken yürümeye devam eden ve 1dk'lık saygı duruşunu Atatürk'e çok görenlerin varlığı çıldırttı beni. Bir kez daha gördüm ki Atatürk sevgisi küçükten verilmeli ve her fırsatta Atatürk'ün yaptıkları anlatılmalı bu çocuklara.