Yeni proje ödevi gazete çıkarmak Derin Bey'in. Ama geçen seneden farklı olarak bu sefer adım adım ilerliyorlar öğretmeniyle beraber. Hala zamanını iyi kullanamıyor ve Türk milletinin klasik özelliği son dakikada her şeyi yapıyor ama daha planlı tabi geçen hayvanlar alemiyle kıyasladığımda.
Tabi bu sene daha rahat okuyor ve yazıyor olması da büyük avantaj. Her adım sonrası Şükran Öğretmen'le toplanıp bir sonraki aşamayı konuşup yapacaklarının altına imza atıyorlar.
Gazetesinin adı HABERCİ. 
Haberci'nin logosu bir dünya, renkliliğini göstermek için her harfi ayrı bir renkle boyadı. Sloganı da "haberinizi yapar". Gazete projesinin en başından beri bana reklam alabileceğini anlatıyor. Her sayfanın fiyatı farklı. 3TL'den başladı en son dün akşam arka kapakta tam sayfa ilan için 20 TL istedi. Ama bu parayı Metin Bey'in vermesi gerektiğini de vurguladı. Belki kermeste gazetelerini satabilirlermiş. Bütün Yeni Nesil'e reklam olacakmış. 20TL'den aşağı olmazmış. Zamanında getirmem gerektiğini de ekledi yoksa yetişmezmiş.
En önemli haberi artık uzaya gitmenin çok kolay olduğu. Bir köşesi var adı Derin'in Denizinden. İçine ne yazacak şu anda bilemiyorum. Fokların tehlike altında olduğu, başka okullara kitap yardımı, bulmaca, karikatür, resim, film tanıtımı, spor köşesinde artık çok popüler olan buz hokeyi, Sağlık köşesinde H1N1 ile başetme yolları, arka kapaktayeni yıl hediye seçenekleri. Akşam daha önce seçip kestiği resimlerden en çok istedikleri ile haberlerin fotoğraflarını yapıştırdı ve başlıklarını yazdı. Yaptığından pek memnundu. Bakalım haberleri nasıl dolduracak. Merakla bekliyorum. Tabi 2 gündür var olan ödevi
son akşama bırakınca sabah erken kalkıp bir de Türkçe ödevini
yapması gerekti.
Ben de asistan şeklinde düz yazması için cetveli tutmak, yapıştırıcı ortalığa dağılmasın diye kapak açıp kapatmak gibi ulvi işlerle meşguldüm. ÇOK eğlendim yani.Gazetenin son halini de paylaşırım sonra.
Bir varmış bir yokmuş, kadın sabah kalkmış, aynaya bakmış ve kafasında yalnız üç kıl saç görmüş.
"Hımm, demiş galiba bugün saçımı örgü yapacağım!!." Öyle de yapmış, günü de harika geçmiş!!.
Ertesi gün kalkmış,aynaya bakmış,kafasında iki tel saç kalmışmış.... "Bugün saçımı ikiye ayıracağım demiş." Dediğini de yapmış, harika bir gün geçirmiş..
Bir ertesi gene kalkmış, aynaya bakmış, kafasında tek tel saç var. "Tamam, tamam demiş...artık bugün at kuyruğu yaparım..." Öyle de yapmış, ve çok çok güzel bir gün geçirmiş...
Daha bir ertesi, aynaya baktığında,kafasında bir tek tel bile kalmamış!!!. "WoW!" diye bağırmış, bugün saç derdim yok!!!!"
Davranış herşeydir!!!.
Gerektiğinden kibar ol!!!, Tanıdığın herkes kendi savaşını yaşamakta zaten!!!!. Basit yaşa, cömertçe sev, yürekten düşün sevdiklerini, tatlı konuş.......
Hayat, fırtınanın geçmesini beklemek değildir ki!...
Yağmurda dansetmeyi becerebilmektir!!!!!!.


2002 yılında sabah 05.35'de tanıştık kendisiyle. işte ilk fotoğraf.

O kadar uzun beklemiştik ki kendisini, en son tehdit ederek getirttik. Hala rahatına düşkün minik cüce. Dün gece saat 02.00'de tekrar yaşadım aynı duyguları. Yoğun kar yağışları nedeniyle ha doğdu ha doğacak eve gidemeyip 15 gün komün hayat yaşamıştık. Artık yarına kadar bekler, son suni sancıyı da dener olmazsa öğlen sezeryanla alırız demişti doktorum. Sabah yedide hastanede olacaktık. Gidip saçıma fön çektirdim, Mamaza'da cheescake sosu yaptım ve son çocuksuz akşamımızı evde geçirelim diye eve gittik sevgilimle. Bloodymary'lerimizi yapıp, duygusal bir film izledik. Ara ara regl ağrısı gibi bir sancı geliyor ama çok da önemli değil, zaten sabah hastaneye gideceğiz. Bu arada gelen sancı sıklığını Bahadır not alıyor. Saat 01.00'i geçince tüm hazırlıklarımız tamam yattık. Ama daha bir kaç dakika olmadan tuvalete gitmem gerekti . Hafif kanama başlamış. Hastaneyi aradık. Arzu'yu aradık, yola çıktık. Net olarak hastaneye kadar böyle giderse epidural ile çok da korkunç olmaz bu iş diyorum kendi kendime. Yoldan Arzu'yu da aldık. Hep söylerim kendisi göz makyajına kadar full dergiden çıkmış gibiydi. Hastaneye vardığımızda saat 02.30 'a geliyordu. Genç bir doktor nöbetçiydi. Muayene ettiğinde suratında öyle bir ifade vardı ki daha önce doğuma girdiniz di mi diye sormuştuk. Doğum başlamış çocuk doğdu doğacak. Epidural zamanı geçmiş. Ben gayet sakinim ama Moşe yetişir zaten diyordum. Nasıl rahat rahat konuşuyorum, hiç susmuyorum. Bahadır tüm doğum boyunca yanımdaydı. Sesi ciddi gür çıkıyordu bücürün. İlk söylediğim "aaa karnım indi" oldu. Bir de saçları vardı ki off yani. Burcu çok üzülmüştü kel değil diye. Ama o saçlar hala uzayınca süperler. Doğumdan çıktığımda ertesi gün spora gidecek gibi hissediyordum. Çok ama çok rahat bir doğumdu. Oysa nasıl kararsızdım sezeryan ve normal doğum arasında. Sevdiğim herkese öyle doğum diledim. İlk bir kaç saat çok hızlı geçti. Sabahın o saatinde Cadı Elif'i arayıp haber vermiştik. Nasıl bir heyecan, hastaneye gelen giden dost, arkadaş...
Sonra eve gidince anladık artık 3 kişi olmuştuk. Aynı surat ifadesi, aynı hareketlilik, aynı küçük burun, aynı tombiş yanaklar ve aynı gülüş ile 7 yıldır birlikteyiz. Gülüşün hiç solmasın küçük kuzum, iyi ki varsın. Seni çooooooooooooook seviyorum.



Akşam biraz rahatlamak adına yüzmeye gittik. Fakat Collesium'dan içeri girdiğimizde Derin oyun odasına yeni koydukları nintendo wii'yi hatırladı. Son
hız koşarken "sen eşyalarımı al ben bir bakıp geleceğim anne" sözleri koridorda yankılanıyordu. Geçen geldiğimizde pili yoktu diye oynayamamıştı ve aklına fena takılmıştı. Yukarı çıkarken tekrar sordum biraz oynayıp geliyorum dedi.
40 dk sonra ben bitirmek üzereyken baktım saat 20.20 ve Derin'den ses seda yok. Oyun odasını aradık, taklıyormuş! Neyse duş vs sonunda arabadayız. Arabadaki sohbet aynen şöyle:
Derin'in ilk sorusu - "eve de nintendo alalım mı?"
- "Hayır ve aslında nedeni de çok basit: bak takılıp kalıyorsun, spor yapacağım diye geldin, oyun oynadın." - "Ama bu benim ilk nintendo oynayışım düşünebiliyor musun anne, çok heyecanlıydım."
- "Hem bu da bir spor, bazıları sadece böyle spor yapıyor biliyor musun sen?"
- " Evet de gerçekten spor yapabileceğin bir ortamda bilgisayar oyunları ve tv'ye bu kadar takılıp kalman doğru değil ki Derin'cim. Ayrıca, sen bana birazdan geleceğim dedin ve yukarı çıkıp haber filan da vermedin. Yüzerken aklım sende kaldı, merak ettim. Gelip haber versen daha doğru olmaz mıydı sence de? "
Böyle durumlarda benim haklı olduğumu düşünüyorsa susup hiç cevap vermiyor bu da beni daha çok delirtiyor. Öyle boşa konuşuyormuşum gibi hissettiriyor. Kafa cama doğru dönüyor ve kalıyor.
- " Ne oldu yine iletişimi kestin" dedikten sonra bir kaç cümle daha kurdum sanırım.
-"İletişimi kesmiştik anne!"
- " Peki keselim o zaman iletişimi bakalım, bakalım nasıl olacak Derin Bey!"
Aradan 3 dk geçtikten sonra: - "Anne ben dersimi aldım, artık iletişime geçelim mi? " - " Anneeee, bir şey söylüyorum"
- " Ders almanın ne olduğunu biliyorsun di mi? Bir daha yapmamak için çaba sarfetmen gerek hatalı olduğun bir konuda özür dilemek kötü bir şey değil Derin!" - " Ama anne bu benim hayatım ve ben de yaşayarak öğreniyorum!"-
"Bak mesela hiç kavgayı sevmediğimi sana bir örnekle anlatayım mı anne? Mesela bugün Can ve Sarp kavga ediyordu, ben onları ayırmaya çalıştım ve de Baha'ya da bana yardım etmesini rica ettim. Bu yeterince açık bir örnek değil mi ?"!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!Hepimiz yaşayarak öğreniyoruz o kesin de nerden buluyor bu çocuk bu cümleleleri onu anlamıyorum.