4 Ocak 2010 Pazartesi

haberci: haberinizi yapar; okuma 1 TL

Derin'in daha önce bahsettiğim Haberci gazetesini bugün teslim etmesi gerekiyordu. Bu 3 günlük tatilde bu konuda epey bir uğraştık. Perşembe okul sonrası ajans'a geldi ve bizim yılbaşı partimize katıldı. Metin Bey'e Haberci'ye ilan vermek için son fırsat olduğunu anlattı, gazete kapanıyor dedi. İlanı aldı, gerçi parasını Lian ödedi. Lian parayı Metin Bey'den geri alabilecek mi bilmiyorum ama, ilan yayınlandı:)

İlk gün haberleri internetten araştırdı, O ayakta fır dönerken bana cümleleri söyledi ben de sekreter modunda not aldım. 2. gün ben aldığım notları söyledim, O yazdı.Tabi eli yoruldu, arada dinlendi, yemek yedi, vs olunca ertesi güne de bir bölüm sarktı. Neyse Pazar günü öğlen saatlerinde bitirdi. Tüm cümleler kendisine ait. İnternetten öğrendiklerini kendi cümleleriyle özetledi.

İşte sonuç; bakalım beğenecek misiniz? Okumak isteyenlere 1 TL karşılığı okutuyor kendisi. Gerçi ödevi öğretmenine götürdü ama...




2009'un son günlerinde hafif bir boğaz acısı ve batma hissi vardı ama zaten sedergine ve biraz C vitamini ile toparlarım mantığımı değiştirmemiştim.

Yılbaşı akşamı akşam saat 18.00'e kadar da öyle idare ettim. Önce ajans partimizi yaptık.



Neyseki orada biraz içmiştim. Fakat karşıya geçmek için Derin'le vapura bindiğimizde kendimi epey kötü hissettim. Gidip evde yarım saatte olsa yattım bile.


Sanırım 2009'un hoşçakal demesi de biraz kendi gibi canımı acıtarak oldu. Neyse 2010'dan umutluyuz. Gerçi 2010'un ilk saatlerini de biraz hastane odasında Derin'in ağlamasıyla geçirdik ama gidip ilaçları aldığımız saatten beri bir zararını görmedik.
Selnur'cum süper bir masa hazırlamış. Tadını çıkaramadım malesef.


Neredeyse tüm akşamım şu pozisyonda geçti. Kedi gibi kıvrılıp şömine karşısında konuşulanları dinlemedim ama yorum yapamadım.



Bahadır da iyileşmemiz için elinden geleni yaptı:) O gece ile ilgili fotoğraflardan bir iki tane koyup, uzuuuun zaman bu hastalık mevzusuna ara vermek istiyorum yine. Sağlıklı bir yıl olsun hepimize.

30 Aralık 2009 Çarşamba

Bu benim ajanstaki neşe köşem!
Evlendiğimden beri her yılbaşında ağaç kurdum, renklerle donattım. Hatta ilk yıllarda gerçeğini alır sonra da bahçeye ekerdik. Öyle büyüdü 2 tanesi biri Beylerbeyi'nde oturma odasının camından görünürdü, kocaman olmuştur şimdi.

İlk kez bu sene o heyecanı duymadım içimde. Yılbaşının verdiği o umut, ışıltıdan yoksunum nedense. Belki yarın gene gelir ziyaretime.

Yorgun hissediyorum nedense. Sanırım insanlar yordular beni. Kendimle ilgili en sevdiğim şeylerden biri her işe başlarken duyduğum heyecandır. Hatta işimn en sevdiğim yönü de budur, her seferinde farklı bir konu ile ilgili yeni bir şeyler katar sana. Etrafıma baktığımda insanların bezginliği yıldırıyor beni. Elimden geleni yapmama rağmen umursamazlıklar, ihanetler, vurdumduymazlıklar niye ki diye sorduruyor. Harcadığım çaba karşısındaki haksızlıklara çaresiz kalışımdan hoşlanmıyorum.



İçimdeki gülen çocuğun elinden tutup koşmak isterken özgürce, birileri beni aşağı çekiyor gibi hissediyorum.








Bu hissi yok etmek için de en azından bloga bir ağaç koyayım dedim. Belki değişir hislerim.
Bak bir adım attım sevgili 2010, ona göre:)





neler oluyor böyle!

Dün öğrendim, şok içindeyim. Artık kopya çekme yaşı 8'e kadar inmiş. Hepimiz kopya çektik ama benim hatırladığım ilk kopyam lise 2 ya da lise sonda idi. Çok kopya verdim o ayrı. Ama ilkokul 2. sınıfa giden çocukların kopya çekmeyi düşünmesi, çekme yöntemleri beni gerçekten dumura uğratmış bulunuyor.

Kimi sıraya yazıyormuş, kimi eline yazıyormuş, kimi de defteri sıranın altında açık bırakıyormuş!!!! Nereden öğreniyorlar bu yöntemleri bilemedim.

Derin'e sürekli aldığın not önemli değil önemli olan öğrenmek mesajını veriyoruz. Hatta biliyorum ki bi şeyi bilmiyorsa kağıdını boş vermeyi tercih ediyor, ama sonra değişir mi bu hal bilmiyorum. Umarım değişmez. Bir tarafları bu kadar saf olup bir tarafları nasıl bu kadar cingöz olabiliyor anlamıyorum. Kopya çekenleri de öğretmenlerine söylüyorlar diye anlıyorum. Zaten bu iyi bir şey değil ki öğrenemiyor o şekilde diyor Derin ama biliyorumki temelinde yatan şey bunun haksızlık olduğunu düşünmesi. Fransızca dikte için çalışması gerekiyor çünkü.

Sabah Ayşe ile konuştuk aynı konuda. Acaba çocukların üzerindeki baskı nedeniyle mi bu kopya çekme olayı diye sorguladık.Şimdiden böyle bir baskı hissediyor mudurlar üzerlerinde gerçekten. Nasıl bir mantık var arkasında incelenmesi gerek diye düşünüyorum.

Sevgili pedagog arkadaşlara soruyorum. Merakımı yenecek bir açıklamnız var mı acaba?

Korkuyorum bu çocukların büyümesinden ben ya!


hani kırmızı çok yakışıyordu!

Cumartesi akşamından beri kendini çok iyi hissetmiyor Derin kuzusu. Önce ateşi yükseldi, düştü. Boğazı çok acıdı yutkunamadı. Burun zaten kış boyu hep sümük dolu. Onu saymıyorum bile. Dün akşam itibariylede özellikle yüzünde parça parça kırmızıklıklar oluştu.

Bugün okulda yılbaşı çekilişleri ve partileri var. Dün akşam çekiliş hediyesi almaya gittik. Satıcı kızlardan biri su çiçeği olduğunu söyledi. Nasıl yani? Hani biz küçüklüğümüzde kızıl kızamık, su çiçeği, sarılık hepsini geçirdik de ben son zamanlarda çocuklarda hiç bu hastalıkları duymadım. Ece'mizi aradık hemen. Telefonda anlattıklarımdan alerjik bir reaksiyon olduğunu tahmin ettiğini söyledi. Meşhur Zyrtec'ten verdik akşam bir de kaşıntı için bir krem sürüyoruz. Ama şarkıdaki gibi olmadı. Kırmızı surat hiç yakışmadı. Çocuğumun bütün karizması gitti. Umarım geçer yarına kadar.







Bu arada dün akşamki cümle şu: - Anne, bu ara çekim için çağırırlarsa gidemeyeceğimi söyler misin? Şu kırmızılıklarla pek iyi olmaz çekim!!!!!

28 Aralık 2009 Pazartesi

rüyaların öğrettikleri...

9 haftadır rüyalar vasıtasıyla kendimize doğru bir yolculuğa çıktık. Tabi Derin'de doğal olarak neler olduğu ile ilgili oldukça meraklı, yine ders mi var bu akşam diye soruyor geç geleceğim diyince. Ben de çok basit bir dille rüyaların bize neler anlattığını, nasıl rüyalarımızı hatırlayabileceğimizden bahsetmiştim. Sonra bir gün arabada giderken Baha ve Gizem'le sohbetinde benden öğrendiklerini anlattığına şahit oldum.

Bir süre sonra da bana bir rüyasını anlattı. Üstelikte bunu anlattığı dönemde ben biraz yoğun çalıştığımdan yazmaya fırsat bulamamış ve unutmuştum. Sonra geçenlerde tekrar sordum hatırlayıp hatırlamadığını, şaşırtıcı ama aynen anlattı cüce'cim.

Böyle collesium'daki gibi kaydıraklar varmış bir sürü. Bir kaydırak yarışması yapılıyormuş. Derin'de katılmak istemiş ama çok şişman olduğu için katılamayacağını söylemişler. O da çok üzülmüş ama sonra kabul etmişler yarışmasını ve sonuçta kendinin kazandığını görmüş.



Bir gün benimle gruba katılıp bu rüyanı çözelim mi diye sordum ama O çözmüş zaten. Hani bazı konularda böyle önceden fikrim oluyor ya işte onu yenmem gerektiğini söylüyor bu rüya dedi. Yani olumsuz düşündüğümüz bir şey sonra başka türlü sonuçlanabilir. O yüzden önyargılı olmamalıymışız. Şişman bir çocuk kazanamaz diye düşünürken o kazanabilirmiş. Bundan sonra bu konuda daha çok düşünecekmiş. Waaaaaw ne diyim.